RSS Besleme ile Abone ol

İçimizden biri

Merhaba,

Ben Ayşe Aylin Berberoğlu. Bu hayat diliminin 36 senesini bitirmek üzere, belki bu evrendeki yaşanmış zamanlara göre sadece birkaç saniyeyi, belki de birçok kişiye göre bir çok hayatı bir arada yaşamış biriyim. Bu yazıyı sitemizin açılmasından bir gece önce sitenin son düzeltmelerini yaparken yazıyorum. Bilgisayarımda çalan bir şarkı sitenin açılışından duyduğum heyecan, sevinç ve korku üçlemesine yazma arzusunu da kattı. Katıksız hesapsız aklımdan geçeni gönlümle birleştirerek sizinle paylaşmaya çalışacağım…

Hepimiz hayatın kıyısında, içinde, bazen saklanarak, bazen hayatın kendisinden kaçarak bazen de tam tamına içine düşerek yaşıyoruz. Kuşkular, küslükler, korkular bir yandan, sevgiler, mutluluklar, umutlar öte yandan…Kimi zaman çok mutlu, kimi zaman hayatımızın tamamen anlamsız ve mutsuz olduğunu düşünerek… Çalışanlar, işsiz olanlar, patronlar, işçiler, zenginler, fakirler, evliler, bekarlar, sosyal olanlar, yalnızlar zıtlıkları içinde med-cezirler yaşayarak hepimiz bir şeyleri arıyoruz… İçimizden bizimle konuşan hatta dost sohbetlerinde yüksek sese dönüşen, kimi zaman duyduğumuz ama çoğunlukla da duymayı reddettiğimiz o sesi… Hayat sadece yemek yemek, uyumak, işe gidip gelmek, iyi bir evlilik yapmak ve çocuk sahibi olmak ya da bekarlık sultanlık bakış açısı ile en özgürce yaşamak mıdır? Büyük şehirlerde sadece bunları yapabilmek için sürekli içinden çıkılmaz, engellenemeyen bir koşturma içinde hayatı tutamamak mıdır? Benim içimdeki cevap neden bilinmez ama bana hayır diyor… Hayır… Sadece hayat bu olamaz. Bunlar hayatın içindedir, hedeflerdir, insanı yaşama bağlayan temel taşlardır… Ama sadece bu olamaz…Tek düşünen varlık olan, beş duyuya sahip olan, duymanın işitmekten görmenin bakmaktan farklı olduğunu bilen İNSAN için biçilmiş hayat sadece bu olamaz.

Beni doyuran, ruhuma iyi gelen, gönlümü yumuşatan başka şeyler olmalı. Arayışımı durduran gözlerimdeki bakışı gülümseten…Belki de bu daha duyarlı olmaktı, paylaşmak belki de hayatın anlamını aramaktı… Sokağımda ya da iş yerimde bazı insanların tabakları yarı doluyken, benim tabağımın çeşitlerle dolu olması, soğuktan titreyen, yağmurdan sırılsıklam olmuş insanların yanından sadece eve varmak isteği ile yanıp tutuşarak arabamla fütursuz geçmem, insanlar yakacak bir odun için her şeylerinden vazgeçmeye hazırken kaloriferimi istediğim kadar ısıtabildiğim bir hayatta sadece daha fazlasını isteyerek yaşamamalıydım. Bunlara sahip olduğum için Allah’a sonsuz şükürler ediyor ve dualarımda bunun eksikliğini göstermemesini diliyorum. Ama bunlara bir şekilde sahip olamayan kişiler için de ben tek başıma bir şey yapamamam kaygısı içinde olmak yerine bir şeyler yapmaya, hem başkasına faydalı olmaya hem de gönlüme bir pencere açmaya karar verdim… Hayatın anlamını aramaya, neden yaşadığımı, ekilen her şeyin kişi ve olaylar değişse de mutlaka biçildiğini farkettim.. Yargılamanın en kolay olduğunu aslında en zorun yargılamamak olduğunu anladım… Şimdilerde anladıklarımı uygulamaya anlayamadığım bir çok şeyi de anlamaya çalışıyorum… Ama artık biliyorum ki hayat bize sunulan tercihler yumağı. Ve ben tercihimi reçel annelerden yana kullanıyorum..